Bunalmışım,
Sıkılmışım…
Herşey bir yana; kalkıp birde ödev verilmiş okuldan tarafıma…
“Sibernetik, Robotik, Genetik ve Biyoteknoloji’nin Ekonomideki Uygulamaları”
Kaynak yok, daraldım… :(
İsyan ettiğim bir anda karalanmış bi kaç satır :)
Serkan AzakHiç anlatamadım, hiç anlamadılar…
Drug preguntas
Mar 25
Nedir yani? Ne?
Bunalmışım, Sıkılmışım… Herşey bir yana; kalkıp birde ödev verilmiş okuldan tarafıma… “Sibernetik, Robotik, Genetik ve Biyoteknoloji’nin Ekonomideki Uygulamaları” Kaynak yok, daraldım… :( İsyan ettiğim bir anda karalanmış bi kaç satır :) Mar 24
Sen… Sevdamdın… Gözümden sakındığım, bir damla gözyaşın için dünyayı feda edebilecek bir ben vardı karşında… Elimden tuttuğunda korkusuz, yalnızlıklardan kurtulmuş bir ben… Ya şimdi? Bendeki seni neden parçaladın ellerinle? Sensiz bu odanın soğukluğu, benliğimdeki ve bedenimdeki boşluktan ve yalnızlıktan başka ne hissediyorum? Gözlerim ağlamaktan yosun tuttu belki de… Umurunda mı sorarım sana? Saat 02.14 nerede olduğunu kiminle ne şekilde olduğunu bilmiyorum… Dayanır mı buna seven, tapan bir yürek? Saatlerce caddenin ucundaki direğin dibinde dikildim… Bir ara sokaktan çıkıp gülümseyerek bana doğru gelmen için yalvardım sana, gelmedin… Caddeye giren her arabanın, her taksinin içinde seni aradım, yoktun… Aşkım dediğim yoktu… Biliyorum, hissediyorum ki şuan kimin yanındaysan her şeyi yaptın onunla… Hiç düşündün mü şuan seviyorum dediğin ben ne haldeyim? İçinden bir an olsun geçtim mi? Ne hissettin? Mutlu muydun benim mutsuzluğumda? Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım… Mar 24
İronik bir hikaye bizimkisi. Belki de yanlış yer ve zaman… Martıların çığlıkları arasında bir sessizlik belki bilmiyorum… Hoş olmayan bir sessizlik… Büyülü bir yanı var belki içinde bulunduğum bu durumun… Yorucu bir yaşam koşuşturması yada olması gerektiği gibi olan bir felsefe… Korkuyorum bazen sensizlik hissinden… Hayatımı yalnız yaşamaktan korkuyorum işte… Bazen sana akmak geliyor içimden; tam tüm eşyalarımı hazırlayıp sana doğru adım atmaya kalktığımda içimde büyüyen korku bedenimi olduğu yere kilitleyip bırakıyor… Bunun nedeni kim bilir belki o vazgeçilmez büyünün kaybolmasında korkmam; belki de senden korkmam… Üzülmenden, kırılmandan, yaşamdan yılmandan korkmam… Dünyaya sevmeye geldim ben; yaşadığımı hissedemiyorum aksi halde… Tırnaklarım acıyor artık bu dünyada bir şeyleri tırmalamaktan… Gücüm kalmıyor yaşamak için. Bazen bir köşeye yığılıp kalmak geliyor içimden; yığılıp kalıp bir köşede her şeyden, herkesten uzak can vermek geliyor içimden… Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım… Mar 24
Sevmenin tadını aldım seninle bilir misin? Göz bebeklerinin içine daldım bir nevi aslında ve onlar gülümsedikçe, parladıkça mutlu oldum sadece belki de. İnanmadın, güvenmedin… Sevgimin, sadakatimin önemi olmadı sanki senin için. Canım çok yandı; ne zaman canım yansa, gözyaşlarımı ne zaman tutamasam yanımda olmadığını hissettim… Bunu her hissedişimde canımın daha da fazla yanmaya başladığını gördüm. Bildiğim ve yaşadığım tek şey vardı aslında… Sadece seni şuursuzca ve delice sevdim. Anılarla yoğurdum sevgimi… Bir daldan kopmuş bir çift ayva çiçeğinin masumluğuna yükledim aşkımın parçalarını. Zaman zaman sevgimi sana, bir tek sana olan sevgimi taşıyamadığımı fark ettim. Yükümü hafifletmek için her yanına sokuluşumda o soğuk, donuk yüzünle karşılaştım. Yine de sevmeyi bildim. Ansız terk edişlerin benden neler götürdü bir bilsen. İstedim ki beraber yoğrulalım hayatın içinde. 7 aya baktığımda bunu ne kadar başarabildik diye sorduğumda kendime aldığım cevap beni her zamankinden daha da mutsuz ediyor sanki. Seninle arama ansızın koyduğun mesafeler sadece gözlerimdeki ışığı söndürmeye yetiyor. Tekrar ve tekrar iyileştiriyorum kendimi. Her şeye rağmen yine seviyorum seni taparcasına. Çoğu zaman sen uyurken anlatıyorum sana dertlerimi. Uyurkenki masumiyetini daha geldiğin ilk gün benim hırkamla benim yatağımda uyuduğun zaman resmetmiştim zaten. Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım… Mar 24
Ansız çalkantılar, yaşamak isteyip yaşayamamak… Kalakalmak, yadırgamak belki de kanıksamak… Beklentilerini bulmak ama esirgenmesi… Bir bakışın sıcaklığına oturtulmuş, yaşam hatlarının sınırlarında, görülmemişçesine bir elektrik… Sonrası emeklerin boşa çıkması, sevgiden, en kötüsü sevdiğinden yoksun bir ben. İsterdim zaman zaman bir tebessüm ve bir öpücükle uyandırılmayı yada sevgi dolu bakışlarımın hor görülmemesi de yeterdi. Neye el uzatsam böyle olacak sanki. Bazen yoruldum sanırım diyorum ama vazgeçmek bana göre değil bunu da biliyorum. Her şeyin dengesizliği hayatımıza o kadar empoze olmuş ki; yaşantılarımızda kuramıyoruz belki de dengeyi, istikrarı yakalayamıyoruz. Keşke herkesi sevip aşık olabilen biri olsaydım diyorum bazen. Yada aşk denilen şey kolay olsaydı. Kaç kişiyi sevdim ki. Kaç kişiye sevgi verdim? Gerçek anlamda, obsesyon olmayan kaç sevgi yaşadım? Bu bir ilk işte… İnanmasa da, saygı göstermese de, yaşamasa da bu sevgiyi, belki öğretirim yaşamayı diye çabalıyorum işte… Zaman zaman ruhumun yerle bir oluşuna bile aldırmıyorum. Ama gözümden bile esirgediğim canımın ufak bir tepkisi bazen kalkamamacasına yerlere seriyor beni. Beni sevmediğini de biliyorum. Sevseydi sakınırdı, üzmemek için çaba sarf etmeyi yeğlerdi. Olurda üzerse beni en az ben kadar üzülürdü. Bir anlamda kader mi bu? Bazı insanlar sadece diğer insanları mutlu etmek için yaratılırmış; mutluluklarıysa sabun köpüğü gibi olurmuş; sadece bir anlık; galiba bende böyleyim. Bir gün tanrı gülümsemeyi öğretir diye sarılıyorum sevdiklerime. Aldıklarımsa terslenmeler, tavırlar, kırıcı hareketler… Sanırım sevgim ucuz bir sevgi ki karşılığı bunlar oluyor. İsterdim ki sevdiğim gücümü tüketmektense biz birbirimizi güçlendirelim, kanayan yaralarımızı kapatalım el ele… Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…
NattyWP wordpress themes
|
Recent Comments