Drug preguntas

Off ki off!!!

Karalamalarım Yorum yap! »
Nedir yani? Ne?
Bunalmışım,
Sıkılmışım…
Herşey bir yana; kalkıp birde ödev verilmiş okuldan tarafıma…
“Sibernetik, Robotik, Genetik ve Biyoteknoloji’nin Ekonomideki Uygulamaları”
Kaynak yok, daraldım… :(

İsyan ettiğim bir anda karalanmış bi kaç satır :)

Yazık!

Karalamalarım 1 Yorum »

Sen… Sevdamdın… Gözümden sakındığım, bir damla gözyaşın için dünyayı feda edebilecek bir ben vardı karşında… Elimden tuttuğunda korkusuz, yalnızlıklardan kurtulmuş bir ben… Ya şimdi? Bendeki seni neden parçaladın ellerinle? Sensiz bu odanın soğukluğu, benliğimdeki ve bedenimdeki boşluktan ve yalnızlıktan başka ne hissediyorum? Gözlerim ağlamaktan yosun tuttu belki de… Umurunda mı sorarım sana? Saat 02.14 nerede olduğunu kiminle ne şekilde olduğunu bilmiyorum… Dayanır mı buna seven, tapan bir yürek? Saatlerce caddenin ucundaki direğin dibinde dikildim… Bir ara sokaktan çıkıp gülümseyerek bana doğru gelmen için yalvardım sana, gelmedin… Caddeye giren her arabanın, her taksinin içinde seni aradım, yoktun… Aşkım dediğim yoktu… Biliyorum, hissediyorum ki şuan kimin yanındaysan her şeyi yaptın onunla… Hiç düşündün mü şuan seviyorum dediğin ben ne haldeyim? İçinden bir an olsun geçtim mi? Ne hissettin? Mutlu muydun benim mutsuzluğumda?

Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…

Sigaramın adını fısıldayışı…

Karalamalarım 1 Yorum »

İronik bir hikaye bizimkisi. Belki de yanlış yer ve zaman… Martıların çığlıkları arasında bir sessizlik belki bilmiyorum… Hoş olmayan bir sessizlik… Büyülü bir yanı var belki içinde bulunduğum bu durumun… Yorucu bir yaşam koşuşturması yada olması gerektiği gibi olan bir felsefe… Korkuyorum bazen sensizlik hissinden… Hayatımı yalnız yaşamaktan korkuyorum işte… Bazen sana akmak geliyor içimden; tam tüm eşyalarımı hazırlayıp sana doğru adım atmaya kalktığımda içimde büyüyen korku bedenimi olduğu yere kilitleyip bırakıyor… Bunun nedeni kim bilir belki o vazgeçilmez büyünün kaybolmasında korkmam; belki de senden korkmam… Üzülmenden, kırılmandan, yaşamdan yılmandan korkmam… Dünyaya sevmeye geldim ben; yaşadığımı hissedemiyorum aksi halde… Tırnaklarım acıyor artık bu dünyada bir şeyleri tırmalamaktan… Gücüm kalmıyor yaşamak için. Bazen bir köşeye yığılıp kalmak geliyor içimden; yığılıp kalıp bir köşede her şeyden, herkesten uzak can vermek geliyor içimden…
Bazen maruz kaldığım durumu kaldıramıyorum. Ansız, yersiz, istemsiz tepkilerle çıkageliyor hepsi içimden. Bazen de tanrının beni sevmediği fikri iyice gelip çöküyor içime. Onunla zıtlaşmak gelmiyor elbette içimden ama anlaşamıyoruz sanırım onunla. Her isteğime hayır dedi bugüne kadar sanırım. Kapımın çalınacağı günü bekliyorum hep. Tüm ruhumun, yüreğimin, benliğimin kapılarını çalıp içeri gireceğin günü bekliyorum… Apansız olmalı; kapı çalınmalı ve karşımda seni bulmalıyım. O anda donup kalmakla havalara uçma arasında bir bocalama yaşamaksızın sarmalıyım seni. Saatlerce kalmalıyım ayakta öylece. Sonra birkaç sevgi mırıltısı, kalp ağrısından kurtuluş ve dünyaya yeniden geliş. Koşuşturan saniyelerin arasında onları hiçe sayarcasına bir yaşam, görülmemişçesine… Küçük bir çocuğun yaşadığı sevinci tatmak ellerinde hissettiğim sıcaklıkla… Her şeye değerdi; dünyalara değerdi emin ol…
Sabah tan ağardığında bedeninin cansız olması için tanrıya kaç kez dua ettin sen? Tanrım yarına uyanmak istemiyorum, yarını görmek istemiyorum, bak işte uyuyorum ve bir daha güneşi görmek istemiyorum diye kaç kez yalvardın tanrıya? Ben bunu o kadar çok yaptım ki. Dedim ya sevmiyor beni… Sevseydi ya dileklerime evet derdi yada ben bu kadar istiyorum diye alırdı beni erkenden yanına. İkisine de hayır dedi. Anlamsız geliyor bana bazen koşuşturmalar, insanlar… Bazen anlamlı olan tek şey olduğunu düşünüyorum hayatımda…
Aşka aşığım diyorum kendim için… Aşka aşığım ama o bana değil sanki…
Aşkın elleri var mıdır sence? Minik güzel elleri var mıdır? Dokunuşuyla bir hayatı hayata çevirdiğine göre çok güzel elleri olmalı diye düşünüyorum bazen. Bazen de ellerinin çok çirkin olduğunu düşünüyorum; hayatları berbat edebildiğine göre elleri çok çirkin olmalı; tıpkı benim hayatımda olduğu gibi. Yoksa bir eli güzel diğer eli çirkin mi? Çünkü en güzeli yapan da en yaşanmayası durumlara sokan da o…
Güzellikler ve çirkinliklerin hayatımda bu kadar birbirine yakın olması rahtsızlık veriyor bana sanki. Sanki ben koşarken hayatıma set çekiyorlar gibi geliyor. Yol ayrımları bıktırıyor, bitkin düşürüyor kimi zaman. Seçimler zorlaşıyor. Yanlış tercihler canımı yakıyor vs. Umutların tükendiği yerde belirmen hoşuma gidiyor belki de en çok. Umudumun tükendiğini hissettiğim anda adını haykırışım bedenime güç veriyor. Ayağa kalkmam için hatta koşmak için hazır hissediyorum kendimi. Koşarken bana olan uzaklığını hissettiğim anda tökezleyip yerle bir oluyorum ansızın. Ne yapmalıyım? En iyisi ellerimi ve ayaklarımı bağlayıp bir köşeye oturmak sanırım. Koşmak da istemiyor artık bu beden… Bir köşeye kıvrılıp öylece bomboş gözlerle bakmak dünyaya…
Gözkapaklarım ağırlaşıyor; artık gözlerim görmek istemiyor. Nefesim daralıyor ve isyankarca yol alıyor ciğerlerime… Sigaram yanarken adını fısıldıyor bana; dumanı yüzünün siluetini çiziyor gökyüzüne doğru ilerlerken…
İsyandan sıkıldım artık. Yerli yersiz isyanlarımın dozunu artık ayarlayamıyorum. Yanlışlıklar birbirini kovalıyor. Saçma kararlarla saçma işler yapıyorum. Bedenim benliğime; ruhum zihnime, bedenime küs ne kadar yaşayabilirim…

Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…

Neden girdin yaşamıma?

Karalamalarım Yorum yap! »

Sevmenin tadını aldım seninle bilir misin? Göz bebeklerinin içine daldım bir nevi aslında ve onlar gülümsedikçe, parladıkça mutlu oldum sadece belki de. İnanmadın, güvenmedin… Sevgimin, sadakatimin önemi olmadı sanki senin için. Canım çok yandı; ne zaman canım yansa, gözyaşlarımı ne zaman tutamasam yanımda olmadığını hissettim… Bunu her hissedişimde canımın daha da fazla yanmaya başladığını gördüm. Bildiğim ve yaşadığım tek şey vardı aslında… Sadece seni şuursuzca ve delice sevdim. Anılarla yoğurdum sevgimi… Bir daldan kopmuş bir çift ayva çiçeğinin masumluğuna yükledim aşkımın parçalarını. Zaman zaman sevgimi sana, bir tek sana olan sevgimi taşıyamadığımı fark ettim. Yükümü hafifletmek için her yanına sokuluşumda o soğuk, donuk yüzünle karşılaştım. Yine de sevmeyi bildim. Ansız terk edişlerin benden neler götürdü bir bilsen. İstedim ki beraber yoğrulalım hayatın içinde. 7 aya baktığımda bunu ne kadar başarabildik diye sorduğumda kendime aldığım cevap beni her zamankinden daha da mutsuz ediyor sanki. Seninle arama ansızın koyduğun mesafeler sadece gözlerimdeki ışığı söndürmeye yetiyor. Tekrar ve tekrar iyileştiriyorum kendimi. Her şeye rağmen yine seviyorum seni taparcasına. Çoğu zaman sen uyurken anlatıyorum sana dertlerimi. Uyurkenki masumiyetini daha geldiğin ilk gün benim hırkamla benim yatağımda uyuduğun zaman resmetmiştim zaten.
Kimsin? Hayatıma niye girdin? Niye sensiz olmaz hale geldim bu denli? Neden sana dair olumsuz bir şey söz konusu olduğunda içimde bu denli sancılar hissediyorum? Beni benden almışlığın dışında neden ansız yalnızlıkları tattırıyorsun bana? Yada neden en ihtiyacım olduğu anlarda elini benden çekip itiyorsun kendinden beni?
Neden benim sevdiğim “seni” bu kadar saklıyorsun, esirgiyorsun benden? Hani o kocaman gülümsemesiyle, hafif çocuksu tarafıyla evin içinde “el” diyerek vurup kaçan mutlu sen var ya neden bu kadar az ziyaret ediyor beni? Söyler misin ona daha çok uğrasın bana, ona muhtaç olduğumu da söyle, onu çok sevdiğimi ve o olmazsa benim de olamayacağımı söyle… Beni bırakmasın bu evde yapayalnız fırsat bulduğu her anda çıkıp gelsin yaşamıma… Onsuz hayatın ne denli çekilmez olduğunu söyle ona. O olmadığı zaman bir günün ne kadar acılı ve sancılı geçtiğini bilip bilmediğini sor… Hayatıma gelmiş tanrısal varlığımsın… Ruhun benle olmasa da en azından bedenin benimle aynı evde aynı mekanda… seni çok seviyorum; söyleyebileceğim başka da bir şey yok sanırım…

Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…

Kader !?!?!?!

Karalamalarım Yorum yap! »

Ansız çalkantılar, yaşamak isteyip yaşayamamak… Kalakalmak, yadırgamak belki de kanıksamak… Beklentilerini bulmak ama esirgenmesi… Bir bakışın sıcaklığına oturtulmuş, yaşam hatlarının sınırlarında, görülmemişçesine bir elektrik… Sonrası emeklerin boşa çıkması, sevgiden, en kötüsü sevdiğinden yoksun bir ben. İsterdim zaman zaman bir tebessüm ve bir öpücükle uyandırılmayı yada sevgi dolu bakışlarımın hor görülmemesi de yeterdi. Neye el uzatsam böyle olacak sanki. Bazen yoruldum sanırım diyorum ama vazgeçmek bana göre değil bunu da biliyorum. Her şeyin dengesizliği hayatımıza o kadar empoze olmuş ki; yaşantılarımızda kuramıyoruz belki de dengeyi, istikrarı yakalayamıyoruz. Keşke herkesi sevip aşık olabilen biri olsaydım diyorum bazen. Yada aşk denilen şey kolay olsaydı. Kaç kişiyi sevdim ki. Kaç kişiye sevgi verdim? Gerçek anlamda, obsesyon olmayan kaç sevgi yaşadım? Bu bir ilk işte… İnanmasa da, saygı göstermese de, yaşamasa da bu sevgiyi, belki öğretirim yaşamayı diye çabalıyorum işte… Zaman zaman ruhumun yerle bir oluşuna bile aldırmıyorum. Ama gözümden bile esirgediğim canımın ufak bir tepkisi bazen kalkamamacasına yerlere seriyor beni. Beni sevmediğini de biliyorum. Sevseydi sakınırdı, üzmemek için çaba sarf etmeyi yeğlerdi. Olurda üzerse beni en az ben kadar üzülürdü. Bir anlamda kader mi bu? Bazı insanlar sadece diğer insanları mutlu etmek için yaratılırmış; mutluluklarıysa sabun köpüğü gibi olurmuş; sadece bir anlık; galiba bende böyleyim. Bir gün tanrı gülümsemeyi öğretir diye sarılıyorum sevdiklerime. Aldıklarımsa terslenmeler, tavırlar, kırıcı hareketler… Sanırım sevgim ucuz bir sevgi ki karşılığı bunlar oluyor. İsterdim ki sevdiğim gücümü tüketmektense biz birbirimizi güçlendirelim, kanayan yaralarımızı kapatalım el ele…
Kader !?!?!?!

Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…

:::::