Ağu 11

Sabah olmalıydı, uyandığımda yanımda seni bulmalıydım ben; bir süre sessiz, nefessiz seni izlemeliydim; masumiyetinin içimde huzuru yaşamalıydım birkaç an için de olsa…

Her gece korkmamalıydım; gökgürültüsünden kim sakınabilirdi senden başka beni? Kim ben yerimden sıçrarken sarıp sarmalayabilirdi senden başka?

Ama ben hep korkularımı yenip kendim uyumalıydım. Sevdiğime sıkıca sarılamazdım ben, yasaktı; sabaha kadar sevişemezdim, istemezdi.

Seninle yaşamak güzeldi herşeyi; mutlu olmak güzeldi, ağlamak güzeldi, üzülmek güzeldi, sıkıntı çekmek güzeldi, sıkılmak güzeldi, aynı konuları aynı şekilde yüzlerce kez konuşmak güzeldi…

Gökyüzü maviydi benim için; kara bulutlar hiç gelmiyordu sanki, kışın hiç soğuk olmuyordu. Dünyamda sen vardın benim; yağan yağmur umrumda değildi.

Tanrı’ya yalvarışlarımda hep sen vardın; ben yıllardır Tanrıdan kendim için birşey de istememişim biliyor musun? Benim için sen olmalıydın sadece. Sen yoksan ben de yoktum çünkü.

N’olur beni sev diye yalvarır mı bir insan? Ben yaptım. Beni sevmen için sana yalvardım. Sevmedin! Aslında sevdin ama belli etmedin, edemedin. Üç sene sonra belli ettiğindeyse ben çoktan pes etmiştim. Vazgeçmiştim senden…

Merak ettiğim aslında senin benden ne kadar sürede vazgeçeceğin sadece…

Alıntı değildir oturup kendim(i) yazdım…

Ağu 11

Bir gün daha sabaha koşuyor işte…

Benden geriye kalanlarla başbaşayım yine yalnızlığımın içinde; yaşamım aslında ikiye ayrılıyor senden önce ve senden sonra diye.
Artık hayal de kuramıyorum körelmiş duygularımın arasında…

Benliğimde canlanan geçmişe dair karelerin silindiğini hissediyorum yavaş yavaş… Oysa öylesine benimdi ki o anlar; öylesine bendi, sendi, bizdi o kareler…

Göz kapaklarım daha bir ağırlaşıyor artık. Neydi beni bu kadar sana çeken bilmiyorum; tıpkı beni senden, seni benliğimden çekip alanın ne olduğunu bilmediğim gibi…
Bir sevda masalıydı yaşananlar sanki, umuda bir yolculuktu adeta…

O kadar çok bekledim ki seni, öylesine razıydım ki tüm benliğimle, ruhumla, sevgimle senin olmaya… Sabırlıydım da hiçkimsenin olamayacağı kadar… Bir odada bir köşeye sinip hıçkırarak duvarlara anlattığımı hatırlarım içimden kopanları…

Oysa sana koştum ben her fırsatta… Mutlu olmam o kadar kolaydı ki; bir bakış bir tebessüm küçük bir dokunuş yetiyordu ruhuma…

Yüreğimde hissettiklerimle yaşadıklarım bağdaşmadıkça yaralanmışım meğer… Ruhumda açılan her yarayı o an sıcaklığıyla hissetmemişim…

Beklenendin sen, rüyalarımda beni ziyaret eden.

Kapalıydı kapılarım dünyaya; kendimi sardığım bir kozanın içinde kimseye belli etmeden yaşamaya çalışırken nasıl bir aralık buldun da sızıverdin dünyama bilemedim; engel olamadım belki de olmadım sana…

Dünya ne kadar sakindi seninleyken; bir sen birde ben vardım. Benimdi bu dünya, ben kendim kurmuştum. Her ayrıntıyı özenle, tırnaklarımla kazıyarak şekillendirmek için elimden geleni de yapmıştım oysa.

Korkmuyordum artık seninleyken. Herşey hazırdı eksik olan sen dışında. Dünyamız hazırdı, senin gelmeni bekliyordu dönmeye başlamak için. Gelmediğin her gün hazırladığım dünyanın heryerine örümcekler ağ yaptı.

Nadir de olsa yüreğime dokunuşların yetiyordu yaşamama; sıkıca sarılacaksın birgün diye yıllarca beklemeyi göze aldım önceleri… Şimdi bakıyorum da göze almakla kalmamışım; beklemişim ben seni.