Kas 09
İlk değilsen bile canım, son kalacaksın.
Aldığım her nefes gibi içime dolacaksın.
Belki benimle belki de bensiz kalıp ağlayacaksın.
Ama gün gelecek sonsuza kadar yanımda olacaksın.
Yana yana canım sana geliyorum.
Herşeyimle bak senin oluyorum.
Aşığım adım gibi biliyorum,
Ele inat, ele inat…
Sonunu bile bile sana deli oldum ah.
İçime sine sine kollarına geldim bak.
Kıskanan olur, sen onları bırak.
Ele inat, ele inat…
(Bugün aldığım; tüm zamanların en güzel hediyesi…)
Kas 05
Yine savrulacaktın bir şehre…
Gitmeden görüşmeliydik sana göre, şarttı!
Beşiktaş’ta bir akşamüstü…
İşten eve gelip,
Apar topar hazırlanıp sokağa attım kendimi.
Beşiktaş Starbucks,
Kapının girişindeki, soldaki, 2. masa…
26 Ekim 2009 Pazartesi
Kas 05
Daha dün değil miydi seni hatırladığım? Haliç’e doğru yaktığım sigara beni zehirlemek için elinden geleni yaparken, birden aklıma gelip çöküşünün bir nedeni varmış meğer…
Ay olmuştu görüşmeyeli; aklıma geldiğin o an telefon rehberimde adını arar buldum kendimi… Sonra anımsadım ki sen telefonunu vermemiştin bana. Rehberimde yoktun, sigaramın son nefesini üflerken ismini fısıldadım kendi kendime ve gülümsedim…
(21 Ekim 2009 Çarşamba)
Kas 05
Kapalı perdelerim, yarı ıslak gözlerim…
Üzüntülerim ve mutsuzluklarım…
Çaresizliklerim, yıkılan hayallerim…
Kötümserliğim, umutsuzluklarım…
Kırgınlıklarım, kanayan yaralarım… hepsi bana misafir olmuştu.
İçeriye ışık sızmasına tahammülüm yokken, bayramlaşmak için kapımı çalan çocuklara ekstra sinir oluyordum…
Silkelenmiş, üzerime sıçrayan ve üzerimde kuruyan çamurlardan kurtulmuştum… Düştüğüm yerdeydim ama düşmenin etkisiyle acıyan yerlerimin acısı geçmiş; ayağa kalkmak için yavaş yavaş doğruluyordum ki; çıkageldin…
(20 Eylül 2009 Pazar)
Son Yorumlar