Sır
24 Mar 2006 | Kategori : Karalamalarım
Karlı bir gecenin atlarına sabaha koşmak için vurduğu kırbaç sesleriyle girdin ruhuma… Var olan ama aslın da yok olan bir sen… Varlığını hissetmekle hissetmemek arasında bir sıkışmışlık… Belki nakaratları aynı anda söylemek belki de varlığına direnmek, kabullenmemek; aslında kabullenememek… Telefonunun ucundaki bir sesti yüzünün aydınlık gölgesi, sonra yavaşça beliren bir sinema perdesi…
Karlı geceler, gelme günün yaklaştıkça terk etti bu şehri; artık kar yağmıyor ve gökyüzü bu şehir ile barışıyordu adeta… Çünkü göç eden kırlangıç sürüleri senin adını delicesine haykırıyordu gökyüzündeki koyu gri bulutlara…
Yollardaydım; caddeler ıssız, soğuk, ürkütücü… Sokaklar, eriyen kardan geriye kalan damlaların çatılardan intihar edip çığlık çığlığa yere çarpış seslerine ve birde her birine senin adını verdiğim adımlarımdan çıkan seslere aşina iken soğuktan titreyen bedenim alev alev yanan ruhumla savaşıyordu… Saat 03.45…
Terminaldeydim… Saat 04.30…
Gelmene dakikalar kala… Saniyeler saatler, günler hatta yıllar kadar uzuyor, geçmek bilmiyordu… Terminalde, bir banka oturduğumu hatırlıyorum ve seninle bezenmiş bir uykuya dalışımın büyüsünü…
Ansızın uyandım, saat 05.15…
Öyle bir saatti ki bu otobüsünün terminale girişi, sabahın oluşu… Hayır, hayır ASLINDA BENİM YENİDEN DOĞDUĞUM SAATTİ BU…
Alıntı deÄŸildir oturup kendim(i) yazdım…













Son Yorumlar